top of page

Özel Hastanelerin Yaptığı Yanlış Tedavi (Malpraktis) Nedeniyle Tazminat

Yazarın fotoğrafı: Av. Ahmet Furkan YILMAZ
Av. Ahmet Furkan YILMAZ
10 Eyl
5 dakikada okunur

Bir sağlık kuruluşuna güvenle başvuran hastanın, hatalı bir teşhis, gecikmiş bir tedavi veya özensiz bir cerrahi müdahale nedeniyle zarar görmesi, hem tıbbi hem de hukuki açıdan karmaşık bir süreci başlatır. Bu yazıda, özellikle özel hastanelerin ve hekimlerin yol açtığı tıbbi uygulama hatalarında (malpraktis) hastanın sahip olduğu hakları, davanın hukuki dayanağını, görevli mahkemeyi ve zamanaşımı sürelerini olabildiğince kapsamlı biçimde ele alıyoruz.


Malpraktis Nedir? Komplikasyondan Farkı Nedir?


Malpraktis (tıbbi uygulama hatası), bir hekimin veya sağlık kuruluşunun, tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına ve mesleki özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda hastaya zarar vermesidir. Yanlış teşhis, tedavide gecikme, ameliyatta yabancı cisim unutulması, hatalı ilaç veya doz uygulaması, hijyen kurallarına uyulmaması bunlara örnek olarak sayılabilir.


Malpraktis kavramı, uygulamada sıkça karıştırılan “komplikasyon” kavramından ayrılmalıdır. Komplikasyon, tıbbi müdahale sırasında gereken tüm özen ve dikkat gösterilmesine rağmen, tıbben öngörülebilir ve bilinen risklerin gerçekleşmesidir; hekimin kusuru bulunmadığı sürece komplikasyonun gerçekleşmesi tek başına sorumluluk doğurmaz. Buna karşılık, öngörülebilir bir komplikasyon riski hastaya önceden bildirilmemişse (aydınlatılmış onam eksikliği) ya da komplikasyon usulüne uygun şekilde yönetilememişse, bu durum yine malpraktis kapsamında değerlendirilebilir. Bir olayın komplikasyon mu yoksa malpraktis mi olduğunun tespiti, büyük ölçüde tıbbi bilirkişi incelemesine dayanır.


Hekim-Hasta İlişkisinin Hukuki Niteliği


Malpraktis davasının hangi hukuki dayanağa oturtulacağı, büyük ölçüde hastanın başvurduğu kurumun niteliğine ve yapılan müdahalenin türüne göre değişir; bu nedenle her dosyada öncelikle ilişkinin hukuki niteliğinin doğru tespit edilmesi gerekir.


Özel Sağlık Kuruluşlarında: Vekalet Sözleşmesi


Hastanın bir özel hastaneye, tıp merkezine veya serbest çalışan bir hekime başvurması hâlinde, taraflar arasındaki ilişki kural olarak Türk Borçlar Kanunu'ndaki vekalet sözleşmesi hükümlerine (TBK m. 502 vd.) tabidir. Vekalet sözleşmesinde hekim, hastaya belirli bir sonucu (iyileşmeyi) değil, tıp biliminin gereklerine uygun, gerekli özeni gösteren bir tedaviyi taahhüt eder; bu nedenle hekimin sorumluluğu bir “özen borcu”na dayanır.


Sonuç Taahhüdü İçeren İşlemlerde: Eser Sözleşmesi


Buna karşılık, estetik cerrahi, saç ekimi, diş protezi gibi belirli, somut bir sonucun (örneğin belirli bir görünümün) taahhüt edildiği işlemlerde, hekim ile hasta arasındaki ilişki TBK m. 470 ve devamında düzenlenen eser sözleşmesi hükümlerine tabi kabul edilir. Bu ayrımın önemi büyüktür: eser sözleşmesinde hekim, sadece özen göstermekle kalmayıp, taahhüt ettiği sonucu gerçekleştirmekle de yükümlü tutulur; sonucun gerçekleşmemesi, tek başına sorumluluk için daha güçlü bir gerekçe oluşturabilir.


Kamu Hastanelerinde: İdari Sorumluluk (Hizmet Kusuru)


Hastanın bir devlet hastanesine veya üniversite hastanesine başvurması hâlinde durum tamamen farklıdır; burada hasta ile hekim veya hastane arasında özel hukuk anlamında bir sözleşme ilişkisi kurulmaz. Kamu hastanelerinin sorumluluğu, idare hukukundaki “hizmet kusuru” ilkesine dayanır ve bu davalar idari yargıda “tam yargı davası” olarak görülür. Bu ayrım, hem izlenecek usulü hem de başvuru sürelerini kökten değiştirdiğinden, bir malpraktis dosyasında ilk yapılması gereken tespitlerden biri, tedavinin özel mi yoksa kamu sağlık kuruluşunda mı gerçekleştirildiğidir.


Aydınlatılmış Onam Yükümlülüğü ve İhlalinin Sonucu


Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca hekim, uygulayacağı tedavinin niteliği, riskleri, alternatifleri ve olası sonuçları hakkında hastayı anlayabileceği şekilde bilgilendirmek ve onayını almakla yükümlüdür. Aydınlatılmış onam alınmadan gerçekleştirilen bir müdahale, tıbben başarılı sonuçlansa dahi, hastanın kişilik haklarının ve kendi bedeni üzerindeki karar verme özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirilebilir. Onam eksikliğine dayanan taleplerde, hukuki dayanak olarak vekaletsiz iş görme hükümleri (TBK m. 526 vd.) de gündeme gelebilir.


Görevli Mahkeme


Özel hastane veya hekime karşı açılacak malpraktis davalarında, hasta 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici sıfatı taşıdığından, görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi'dir; bu mahkemelerde yargılama, nispeten daha hızlı işleyen basit yargılama usulüne tabidir. Kamu hastanelerine karşı açılacak tam yargı davalarında ise görevli yargı kolu idari yargıdır ve dava İdare Mahkemesi'nde görülür.


Zamanaşımı Süreleri: Dosyanın En Kritik Noktası


Malpraktis davalarında zamanaşımı, davanın dayandığı hukuki temele göre önemli ölçüde farklılaşır; bu nedenle süreyi doğru hesaplamak, hak kaybı yaşamamak açısından hayati önem taşır.


Vekalet Sözleşmesine Dayalı Davalarda


Özel hastane veya hekime karşı vekalet sözleşmesi hükümlerine dayanılarak açılan davalarda zamanaşımı süresi, TBK'nın vekalet sözleşmesine ilişkin özel zamanaşımı hükümleri uyarınca beş yıldır.


Eser Sözleşmesine Dayalı Davalarda


Estetik, protez gibi sonuç taahhüdü içeren işlemlerde açılan davalarda da zamanaşımı süresi kural olarak beş yıldır. Ancak hekimin uygulamasında ağır kusuru bulunduğu tespit edilirse, TBK m. 478 uyarınca bu süre yirmi yıla kadar uzayabilir.


Haksız Fiile Dayalı Davalarda


İlişkinin sözleşmesel bir temele oturtulamadığı durumlarda (örneğin müdahaleyi yapan kişinin sözleşmenin tarafı olmaması gibi), TBK m. 72 uyarınca zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her hâlde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl içinde dava açılmalıdır. Tıbbi müdahale aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç oluşturuyorsa ve ceza kanunundaki dava zamanaşımı süresi daha uzunsa, tazminat talepleri bakımından da bu uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır.


Zamanaşımının Başlangıcı


Yerleşik içtihatlara göre, zamanaşımı süresinin başlangıcı, tıbbi müdahalenin gerçekleştirildiği tarih değil, hastanın hekim hatasından kaynaklanan zararı öğrendiği tarihtir. Bu ayrım özellikle, zararın müdahaleden uzun süre sonra ortaya çıktığı dosyalarda belirleyici olabilir.


Kamu Hastanelerinde İdari Başvuru Süresi


Kamu hastanelerine karşı tam yargı davası açmadan önce, zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur. İdarenin otuz gün içinde cevap vermemesi ya da başvuruyu kısmen veya tamamen reddetmesi hâlinde, otuz günün bitiminden veya ret cevabının tebliğinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinde dava açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücüdür ve kaçırılması durumunda dava hakkı tamamen ortadan kalkar.


Kusurun Tespiti ve Bilirkişi İncelemesi


Malpraktis davalarının neredeyse tamamında, uyuşmazlığın teknik niteliği nedeniyle tıbbi bilirkişi incelemesine başvurulur. Mahkeme, hastanın tıbbi kayıtlarını, epikriz raporlarını, ameliyat notlarını ve varsa görüntüleme/laboratuvar sonuçlarını inceleyen bir bilirkişi heyetinden (genellikle ilgili uzmanlık dallarından oluşan) rapor alır. Bu rapor, tedavinin tıp biliminin gereklerine uygun olup olmadığını, hekimin özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini ve varsa zarar ile tıbbi müdahale arasındaki illiyet bağını değerlendirir. Uygulamada, bilirkişi raporuna karşı sunulan itiraz dilekçelerinin teknik ve ayrıntılı biçimde hazırlanması, davanın seyri açısından belirleyici olabilmektedir.


Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası


Türkiye'de faaliyet gösteren hekimler, mesleki faaliyetleri sırasında sebep olabilecekleri zararlara karşı “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası” (malpraktis sigortası) yaptırmakla yükümlüdür. Bu sigorta, hastanın tazminat alacağının tahsilinde önemli bir güvence oluşturur; dava sürecinde çoğu zaman hekimin sigorta şirketi de davaya dahil edilir.


Talep Edilebilecek Tazminat Kalemleri


Malpraktis nedeniyle zarar gören hasta; tedavi giderleri, kazanç kaybı, sürekli bir çalışma gücü kaybı oluşmuşsa bunun karşılığı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar gibi maddi tazminat kalemlerinin yanı sıra, yaşadığı acı ve elem karşılığında manevi tazminat da talep edebilir. Olayın ölümle sonuçlanması hâlinde, ölenin yakınları da destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebinde bulunabilir.


  • Tüm tıbbi kayıtlarınızı (epikriz, reçete, tahlil sonuçları, ameliyat notları, taburcu özeti) eksiksiz talep edip saklayın; bu belgeler bilirkişi incelemesinin temelini oluşturur.

  • Tedavi gördüğünüz kurumun özel mi kamu mu olduğunu netleştirin; bu ayrım, izleyeceğiniz hukuki yolu ve süreleri kökten değiştirir.

  • Kamu hastanesinde tedavi gördüyseniz, bir yıllık idari başvuru süresini kesinlikle kaçırmayın.

  • Aydınlatılmış onam formunu imzalamış olmanız, kendiliğinden her türlü sorumluluğu ortadan kaldırmaz; onamın kapsamı ve usulüne uygunluğu ayrıca değerlendirilir.

  • Zamanaşımı süresi dosyanızın hukuki niteliğine göre değiştiğinden, süreci başlatmadan önce mutlaka hukuki değerlendirme yaptırın.


Bu yazıdaki bilgiler güncel mevzuat ve yerleşik Yargıtay içtihatları esas alınarak hazırlanmış genel bilgilendirme niteliğindedir; her malpraktis dosyasının kendine özgü tıbbi ve hukuki değerlendirme gerektiren yönleri bulunduğundan hukuki tavsiye yerine geçmez. Dosyanızı değerlendirmemiz için Yılmaz Hukuk ve Danışmanlık Bürosu'na +90 553 007 93 97 numaralı telefondan ulaşabilir ya da web sitemizdeki iletişim formunu doldurabilirsiniz.

Yorumlar


bottom of page